Yanlış hatırlıyorsam lütfen uyarın! Ne de olsa 10 yılık bir boşluk var Yozgat’a dönük hafızamda. Ak Parti İl Teşkilatı’nda kamuoyu önünde alevi yüksek bir tartışma yürütüldüğüne ilk kez şahit oluyorum ben. Varsa da alt kademede tezahür etmiştir; eski-yeni il başkanları düzeyinde görülmüş şey değil zannedersem.

Eski il başkanı yenisine salvo ateş yükleniyor, görevden alınacağı ihtimali üzerine değerlendirmelerde bulunuyor, siyaset yöntemine ilişkin liyakat temelli ciddi eleştiriler yöneltiyor.

Yeni il başkanı cevap vermek üzere basın toplantısı düzenliyor. Kameralar karşısına geçiyor, konuştukça teşkilat içi huzursuzluk, kargaşa/kaos açığa çıkıyor.

 Ak Parti’nin güçlü/kuvvetli/muktedir imajı iyiden iyiye zedeleniyor.

***

Kurucu siyaset eleştirisi” tabiri, siyaset felsefesi literatüründe karşılığı olan bir köklü kavramdır. Eski bir siyasinin partinin kurucu değerlerini koruma refleksi geliştirerek, yeni yöneticileri tecrübe ışığı altında sorgulaması durumunu açıklamak üzere kullanılır. Sorgulama, -genellikle- yeni yöneticilerin halkın iradesini yansıtmaktan uzaklaştıklarını gördükleri anda devreye girer.

Eski Ak Parti İl Başkanı Zekeriya Avşar, belli ki bir kurucu siyaset eleştirisi yapıyor. “Akil adam” yaklaşımıyla tavır geliştiriyor; olayları vicdanî muhakeme ile ele alıyor ve eleştirisini bu minval üzere dile getiriyor. Sanki sokağın sesi oluyor, kendini göz ardına itilmiş olarak konumlandıran insanların duygu ve düşüncelerini, dert ve taleplerini aktarma misyonu üstleniyor.

Eskilerin deyimiyle, nev-i şahsına münhasır bir karakter Zekeriya Avşar. Dava adamlığı vasfı, lidere sadakati, doktriner bağlılığı tartışma götürmüyor. Atılgan kişiliği, reaksiyoner keskin dili, vicdan etraflı temsili rolü, tabanın sesi olma hassasiyeti, güçlü hitabeti ve kolay ulaşılabilirlik vasfıyla eşine az rastlanır bir serkeş karakter portresi çiziyor.

***

Siyaset kulvarında pek de alıcısı olmayan, ancak daima derin hürmetle yaklaşılan böyle bir karakterle aşık atmak akıl kârı sayılmasa gerek.

Ak Parti İl Başkanı Hasan Kandemir bu hataya düştü. Polemiğe girilecek en son insanla boy ölçüşmek cüretinde bulundu. Bulundu da ne oldu… Daha ilk günden kontrolü kaybetti, makamı korumak isterken bizzat tartışmaya açtı.

Görevden alınacağına ilişkin değerlendirmelere cevap vermek üzere düzenlediği basın toplantısını izledim. Üzüntü duydum. “İddiaların aslı astarı yok” diyemiyor direkt. Lafı eğiyor büküyor; kendini görevden alacak tek kişinin Cumhurbaşkanı olduğunu söylüyor.

İyi de kimse aksini iddia etmiyor ki.

Freud bu duruma “bilinçdışı dışavurum” adını verir. Akılda yer edinen düşünce; duygu ve korku yoğunluğu veya travma hâlinde kontrol edilemez boyut kazanır ve istem dışı olarak açığa çıkar.

Hasan Kandemir, belli ki görevden alınacağına ilişkin korku barındırıyor bilinçaltında. Panik atak yaşıyor zannımca. Siyaseti iyi okuyamıyor; yanlış üzerine yanlış yapıyor çünkü.

Kimsenin sesini yükseltmesine, itiraz geliştirmesine, geleceğe projeksiyon çizmesine gerek yok, Kandemir kendi elleriyle ateşe kömür taşıyor zaten.

Algı, duyumun ötesinde bir anlama sürecidir ve sonuca tesir edebilecek güce yeterince sahiptir. Kandemir, etkisiz/tesirsiz ortalık yerde gezinen duyum hâlini, konuşarak/tartışarak algı seviyesine yükseltmiş gözükmektedir.

Durduk yere milletin kulağına kar suyu kaçırmıştır.

Acaba”ları kesinliğe doğru harekete geçirmiştir.

***

Çok enteresan hakikaten. Sizce de değil mi?

İl teşkilatı her düzeyde suskunluğa bürünmüş vaziyette. Milletvekilleri aynı modda. Uçan kuştan haberdar olan genel merkezden ses seda yok.

Birkaç satır ya da birkaç kelamdan ibaret “arkasındayız” açıklaması bile gelmedi.

Sadece sükût.. Necip Fazıl’ın ifadesiyle dipsiz bir sükût!

Sükût hâli; iyinin/güzelin; müjdenin/muştunun izdüşümü olmadı hiçbir zaman.

Kaldı ki şimdi olsun!

Nefes tutulmuş vaziyete giyotinin düşmesi bekleniyor sanki.

***

Her şey geride kaldı. Keşkeler etkisiz eleman şimdi.

Zorda kalana el uzatmak erdemliktir.

Hasan Kandemir, bir süre sessiz kalmalı, arka kapı siyaseti yürütmeli ve baş ağrıtan ilişkileri düzeltme çabasına düşmeli bundan sonra.

Yarının ne getireceği bilinmez.

Hüzün ve umut at başı gider hep.

…Ve vaki olan hayırdır!