Birkaç gün önce bir gazetemizin manşet haberi dehşete düşürdü beni.  Nüfusun yaklaşık yüzde 40’ının kaybedildiği ileri sürülüyor ve acilen “göç zirvesi” yapılması öneriliyordu. Sosyal medya platformlarında da benzer görüşler, grafikler eşliğinde paylaşılıyordu. Mağaramda huzur içinde ömür tüketirken nüfusun yarıya yakını kaçıp gitmiş demek ki” diye düşündüm bir an. Böylesi büyük bir göç hareketi savaş ya da afet zamanlarında ancak söz konusu olabilirdi ama yine de işkillendim işte. Devam eden satırdaki “TÜİK’in açıkladığı verilere göre…” ibaresi tahammül sınırını aşırınca, konuyu derinlemesine inceleme zorunluluğuna sürüklendim birden.

Manşet haberin iyi niyetle hazırlandığından kuşku duymuyorum. 25 yıla yaygın bir geri düşüşün hikâyesini birkaç yıla sığdırarak aktarmaktaki maksat, 3-5 binlerle sınırlı hareketlenmenin getirdiği telâş olsa gerek. Bu telâş sadece mikro milliyetçilikle ilişkilendirilebilir ki takdire şayandır. Lakin, siyasiler harekete geçsin istenirken önceliğin; yani asıl masaya yatırılması ve kuvvetle muhtemel eleştirilmesi gereken konunun elden kaçırılması endişesi taşımaktayım. Veriler açıklandığında, “işin aslı bambaşka, rakamlar hiç de yansıtıldığı gibi değil” denilebilir ki bu gerçekçi yaklaşımın alıcısı çok olur.

İşin asıl boyutuna, yani asıl dikkat çekilmesi gereken yana değinmeden önce, aktif gazetecilik yaptığım yıllara dönmek ve biraz zihin jimnastiği yapmak mecburiyetindeyim.

***

Yozgat’ta en büyük göç hareketlenmesi 2000-2007 yılları arasında gerçekleşti. 7 yıl içerisinde nüfus 544 binlerden 492 binlere geriledi. En esaslı gerileme 2001 yılında kendini gösterdi. Bir yıl boyunca 40-50 bin kişi iş aramak için başta Ankara olmak üzere büyükşehirlere taşındı.

Bu dehşetengiz tabloyu daha net canlandırmak için bir örnek vermek istiyorum.

2001 krizi Yozgat merkezli, yaklaşık 10 bin insana istihdam sağlayan Yimpaş Holding’i de vurdu geçti. Şirket öylesine etkilendi ki bir daha toparlanamadı. Şimdiki Yemenoğlu Center’in tam karşısından sabah erken saatlerle onlarca otobüs, başta organize sanayi bölgesi olmak üzere Yozgat’ın dört bir yanında yer alan Yimpaş fabrikalarına ve iş yerlerine insan taşırdı her yaş grubundan.

Sonra o mahşeri hareketlilik yerini boşluğa, kocaman bir sessizliğe bıraktı kısa zaman içerisinde.

O karanlık dönemi çok iyi hatırlıyorum.

Evet.. 2001 yılında büyük bir ekonomik kriz yaşandı. Bir önceki yıl yüzde 39 olan enflasyon, yüzde 69’a yükseldi. 1 Şubat’ta literatüre “Kara Çarşamba” olarak giren çok büyük bir devalüasyon patlak verdi. Türk Lirası ABD Doları karşısında yüzde 100’ün üzerinde değer kaybetti. Birçok işletme kapandı, işsizlik olağanüstü boyuta yükseldi.

Ne olduysa o yıl oldu.

Sonrası da iç açmadı hiç. 2007-2015 yıllarında toparlanma çabaları yoğunlaşsa da göç 8 yıl boyunca devam etti ve 70 binin üzerinde insanımız yine dönmemek üzere büyükşehirlerin yolunu tuttu.

2017’de 492 bin olan nüfus, 2011’e gelindiğinde 465 bine geriledi.

Nüfus oranındaki küçülme 2 milletvekilinin kaybına yol açtı. 2007 genel seçimlerinde 6 olan milletvekili sayısı, 2011 seçimlerinde 4’e, 2018 seçimlerinde 3’e düştü maalesef.

Küçülme 2015’te de sürdü. Bu yıl nüfus 419 bin ölçüldü.

2016’dan itibaren; yani kalemi bıraktığım günden bu yana Yozgat’a göç problemi yaşanmadı. Yıllar itibarıyla çok küçük hareketlenmeler olsa da rakamlardaki oynamalar korkutucu olmaktan uzaktı.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi kaynaklı rakamlar beni desteklemektedir. Küsurat atlanmış şekliyle şöyle sıralamak mümkün:

2016, 421 bin; 2017, 418 bin; 2018, 424 bin; 2019, 421 bin; 2020, 419 bin; 2021, 418 bin; 2022, 418 bin; 2023, 420 bin; 2024, 413 bin; 2025, 413 bin.

Görüldüğü üzere son 10 yıl içerisinde göçten bahsetmek mümkün değil. Küçük aralıklarla geçişler var ki uzmanlarca ‘normal’ sayılmakta.

Şimdi, başlangıçta alıntıladığım, acilen göç zirvesi istenen manşet haberi test etmeye geldi sıra.

2000 yılında nüfus 544 bin, bugün 413 bin. 25 yılda 130 bin insanımızın başka vilayetlere göç ettiği görülüyor. Küçülme yüzde 31,7’ye tekabül ediyor. Bir başka ifadeyle nüfusun yüzde 39,5’inin göçtüğüne yönelik tespit, 7,8 puanlık sapma ile doğru sayılabilir.

Çeyrek asır sözkonusu edildiğinde ama. Daha doğrusu 2000-2015 yılları arasındaki 15 yıl boyunca. Son 10 yıl baz alındığında hesap tamamıyla altüst oluyor; nitekim, resmî veriler göç olgusuna ilişkin savları bütünüyle çürütüyor.

Çok enteresan, 2001 krizinde ve birkaç yıl boyunca devam eden artçı sallantıda 100 binin üzerinde insan Yozgat’ı terk ederken, pandemiyle birlikte benzer etkiler doğuran 2020 krizinde ve 2022’deki kur şokunda herhangi bir nüfus kaybı gerçekleşmedi.

Enflasyon halihazırda tüm yakıcılığıyla abanmasına karşın yine de göç hareketliliği gözlenmedi.

Yozgat insanı her şeye karşı toprağına tutunma iradesi sergiliyor ne hikmetse.

***

Asıl eleştirilmesi gereken konuya giremedim hâlâ. Yazı çok uzadığı için, bu kısmı bir paragrafla sınırlı tutacağım ve kalanını bir sonraki değerlendirmeye bırakacağım.

Anlayış bekliyorum.

Evet.. Bir göç zirvesi çağrısı yankı bulmaz bugün. Karşılığı yok çünkü. İhtiyaç duyulan ve yapılması gereken, “Yozgat yerinde saymaktadır” tespitini herkesin gözünün içine sokmak ve niçin harekete geçiril/e/mediğine ilişin muhataplarından hesap sormak; yetinmemek, sorumluluk almaktan kaçınmadan gerçekçi öneriler sunmak suretiyle basiret sergilemektir.

Mevzu hayatî değerde öneme sahip.

Pazartesi günü kaldığım yerden devam edeceğim.

***

Not: Bir ifşa ve itirafta bulunmak durumundayım. Analizin çeyrek asır geriden ele alınmasından ve iki güne sarkmasından Sadettin Arslan kardeşim sorumludur.  “Hoş geldin” mesajında, bendenizi “bu memleketin son kalan sağlam hafızası” tanımlamasıyla gaza getirmiştir. Çok fena gaza geldiğim içindir ki kendimi frenleyememiş ve uzattıkça uzatmışımdır. “Sosyolog becerisi” böyle de tesir ediyor demek ki.