Yeniden yazın hayatına dönüşümle ilgili paylaşıma yaptığı yorumda, “Abbas Uyandı mı” diye sormuş Halim İlbay kardeşim. Tevil gerekmiyor, görüldüğü üzere Abbas Uyandı. “Hayırlı olsun. İnziva bitmiş” notu düşen Mehmet Ali Çakır Bey ise durumu özetlemiş doğru bir tespitle.

Evet.. Benimkisi tam anlamıyla inziva hâli.

Aralıksız 10 yıl süren bir inziva. Haftalık 20-30 dakikalık zorunlu market alışverişleri dışında küçücük bir odaya hapsettim kendimi. Telefondan, televizyondan, sosyal medyadan uzak durdum ayrıca.

Ne Yozgat ne Türkiye gündemim oldu. Dünyadaki gelişmelere de bigâne kaldım.

Kimse ile görüşmedim, temas kurmadım. Kimsenin özlemini çekmedim; hiçbir şeyin eksikliğini hissetmedim bu arada.

Nefes bu tenden ayrılana dek ‘mağara hayatı’nı sürdürmek kararı almışken çoktan, cenaze vesilesiyle bir zorunlu dışarıya çıkış aralığında yan yana geldiğimiz Suat Tinel kardeşimin “mutlaka yazmalısın” teklifine muhatap oldum.

Gazete sahipliğini o esnada öğrendim iyi mi… Yeni pozisyonunu zamanında tebrik edememiş olmanın mahcubiyetini yaşadım ister istemez. Tabiatıyla şaşırdım. Kim, kendini her şeyden uzak tutmuş, mesleğinden 10 yıl ayrı kalmış birine “mutlaka yazmalısın” der…

Spontane gelişmiş bir jest, bir gönül alma, bir hak teslimi bağlamında değerlendirdim ve bu defteri çoktan kapatmış olduğumu dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.

Geri adım atmaması, teklifinde ısrarcı olması karşısında 15 gün kadar direnç gösterebildim ancak.

Hiçbir şeyin eksikliğini hissetmediğime inanç getiren ben, bilinç dışına itelenmiş ve bu sebeple depreşmiş bir yazmak ihtiyacının etkisi altındaymışım meğerse.

Böyle anlaşılıyor.

Çünkü buradayım; çünkü kollar sıvanmış vaziyetteyim.

… Ve heyecan doluyum.

***

Evet.. 10 yıldır ayrıksıyım her şeyden.

10 yıl önce parlamenter sistemle yönetiliyordu Türkiye. Ülkenin Başbakanı Binali Yıldırım’dı. Recep Tayyip Erdoğan 10 yıl önce de cumhurbaşkanıydı; fakat, yürütmenin değil sembolik -görünürde- yetkilerle devletin başıydı sadece.

Yozgat’ın milletvekili sayısı 4 idi.

Adalet Bakanlığı bir Yozgatlıya; Bekir Bozdağ’a emanetti. Bir diğer hemşehrimiz Cemil Çiçek Meclis Başkanıydı.

Çipli kimlik kartı yoktu meselâ.

Sosyal medya bu kadar yaygın ve etkin kullanılmıyordu.

Vakıa şu ki değişmedik bir şey kalmamış geride.

Her şey akıp gidiyor, hayat boşluk kabul etmiyorken, günceli nasıl yakalayabileceğim, nasıl ayak uydurabileceğim hususu rahatsız edici gerçekten.

Engeller aşmak içindir ama.

Baş ederim, üstesinden gelirim” inancındayım.

Beklentiler boşa çıkmayacak inşallah!

***

Bilen bilir, kendisini “at sineği” olarak tanımlarmış Sokrates. O’na göre muktedirler yaşlı ve hantal birer at, kendisi de musallat bir sinek. Odağına onları alır, adalet, erdem ve yanılsama etraflı iğneleyici sorularla karşılarına dikilirmiş biteviye.

Sen misin otoritenin kararlarını sorgulayan, insanları doğru ve isabetli düşünmeye zorlayan…

Nihayetinde hapsedilmiş.

Bir kâse baldıran zehri hazırlamış sonunu.

***

Adalet ve erdem arayıcılarının pîridir Sokrates.

Aradan 2 bin 425 yıl geçmesine karşın hâlâ yaşıyor.

Esamisi okunmuyor öbürlerinin.

***

Farkındayım, o günden bu yana ne adalet bir adım ilerledi ne erdem.

Adalet ve erdem arayıcıları da tükenmedi çok şükür.

Beyhude bir mücadele gibi gözükse de buradan, kıyamete kadar süreceği muhakkak.

Anlaşılıyordur herhalde... Adalet ve erdemin ilerlemesi dal/budak salması değil asıl maksat.

Kökü kurumasın, diri kalsın kâfi.

İnsanlık tükenir; insan olma vasfı kaybolur aksi takdirde.

***

Siyasî iklim toleranstan uzak, eyvallah.

Özgürlükler kısıtlandı, hareket alanı daraldı, kabul.

İyi de üstesinden gelinmeyecek setler/engeller değil bunlar.

Karıncaya sormuşlar hani…

-Nereye gidiyorsun?

-Kâbe’ye.

-Bu incecik bacaklarla asla başaramazsın.

-Olsun, başaramazsam yolunda ölürüm!

Evet.. Bir şeyleri göze almak lâzım.. Çok fazla ürkütmeden, rahatsızlık uyandırmadan, dozunu/ayarını kaçırmadan yanlışa yanlış, doğruya doğru; güzele güzel, çirkine çirkin; olmuşa olmuş, olmamışa olmamış demekten; velhâsıl hakikati dile getirmekten geri durmamak lâzım. Dahası, “Sokratik yaklaşım” lâzım.

At sineklerine ihtiyacı var…

Hem de çok.

NOT: Değerli meslektaşlarım Kaan Pınarcıoğlu, Mustafa Teker, Yasemin Doğru ve Orhan Kalabalık’a özellikle teşekkür borçluyum. Var olsunlar!