Kampüse sıkıştırılmış bir etkinlik

İnan SOYER

20-05-2026 19:20

4’üncüsü gerçekleşen Ulusal Bozok Film Festivali’nde iki gün geride kaldı. Organizasyon bugün ve yarın vitrine çıkacak aktivitelerle son bulacak. Bozok imzası taşıyan festival, adı üstünde üniversitenin bir etkinliği. Akademik bir organizasyon olduğundan faaliyetlerin tamamı kampüs içindeki salonlarda yerine getirilmekte. Özellikle iletişim fakültesi öğrencilerinin bilgi, görgü, deneyim ve sosyalleşme ihtiyaçlarının karşılanmasına dönük icra edilmekte.

Böyle olunca şehir özelinde/halk boyutunda değil, kurumsal çerçevede yankı buldu.

Adana Altın Koza veya Antalya Altın Portakal ile karşılaştırılırsa, elma ile armut karıştırılmış olur.

Bu ikisi şehrin, bizimkisi üniversitenin festivali.

Devam edelim…

Üniversite eksenli böylesi zorlu bir organizasyonu üstlenen ve başarıyla devam ettiren sadece 8 üniversite bulunmakta. Türkiye’mizde faaliyette 204 üniversite olduğu göz önüne getirildiğinde, emeğin/çabanın/gayretin yüceliği kendiliğinden ortaya çıkmakta.

Küçük bir hatırlatma.. Kronolojiye baktım, geçen yıl es geçilmiş sanırım. 2022 yılında bir önceki Rektör Ahmet Karadağ zamanında birincisi yapıldığına göre, bu yıl 5’incisi düzenlenmesi gerekirdi.

Demek ki 2025 atlandı. Ve bu yıl tarih 5 ay önce çekildi.

Demek ki Yozgat’ın makûs “süreklilik” problemi burada da nüksetti.

Kayda geçirmek istedim.

Bir şekilde festival yol alıyor ama. Sorun kalmadı gözüküyor! Tabii, sorunun ortadan kalkmasında Yozgat Valiliği ve Yozgat Belediyesi’nin de omuz verdiği çok aşikâr.

Festivalin amacı, yapımcı, yönetmen, oyuncu ve öğrencileri, söyleşi, atölye çalışmaları ve etkinlikler çerçevesinde bir araya getirmek suretiyle, kısa film üretiminin gelişimine katkı sunmak olarak açıklanıyor. Öğrenci projeleri ve sinema buluşmaları programa zenginlik katarken, müzik gösterimi bir yorgunluk dinlencesi tadında değer gördü görünüyor.

Onur konuğu bu yıl Yüksel Arıcı olmuş. Hatırladınız değil mi, Kurtlar Vadisi dizisinde “Pala” rolündeki ustalığıyla bir ‘karakter oyuncusu’ sıfatı taşımasına karşın, başrol zaviyesinde ilgi uyandırmıştı. Yapaylıktan uzak, doğal karakter hissini seyirciye öyle yansıtmıştı ki, gönüllerde taht kurmuştu âdeta. Tam iki yıl boyunca rolünün hakkını layıkıyla yerine getirmiş, “Pala” karakteri, O’nu sanatında zirveye; yani en tepeye taşımıştı.

Haluk Piyes de iyi bir tercih kuşkusuz. Baba tarafından Çiçekdağlı, hemşehrimiz sayılır. Pusat dizisindeki boksör karakterini canlandırmasından tanıyoruz kendisini. Hem yönetmen hem senarist. Amerika’da üç yıl boyunca yönetmenlik, senaristlik ve oyunculuk dersi almış, oldukça popüler ve toplumsal mesaj yönü kuvvetli bir entelektüel.

Çok da yakışıklı.. Yaşı 50’lere dayansa da söyleşisinde eminim ki salondan taşmıştır kalabalık.

İşin konser kısmı Pınar Süer’e emanet edilmiş. “O Ses Türkiye” yarışmasıyla tanınan başarılı bir sanatçı.. Youtube’da 11 milyon izlenen şarkılarını görünce şaşırdım doğrusu.

Dudak bükülecek bir icracı değil anlayacağınız.

Bir paragraf da jüri başkanı Prof. Dr. Serdar Öztürk’e açmazsam yanlış yapmış sayılırım. Bir koltukta birkaç karpuz taşıyan bir öğretim üyesi, ayrıca dergi sahibi, yayıncı ve yönetici. Eski tabirle “mütebahhir” bir akademisyen. Ekşi Sözlük’te rastladım ve çok beğendim. Söyle not düşmüş birisi: “sineaşk” kavramını akademiye kazandıran hocamız.

İyi ki gelmiş/getirilmiş. Kalite taşımış muhakkak.

Rektör Prof. Dr. Evren Yaşar, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zülfiye Acar Şentürk, Prof. Dr. Zuhal Akmeşe, Prof. Dr. Aytekin Can, Doç. Dr. Pınar Basmacı, Dr. Öğretim Üyesi İlknur Kılıç, Dr. Barışkan Ünal, görüntü yönetmeni İsmail Ersan ve Salih Keskin’e şükran duyuyorum. Var olsunlar!

Kimler katıldı, kimler ödüllendirildi, hangi kategoride hangi eser dereceye girdi kısmı muhabir işi, burasını atlıyor ve nokta koyuyorum.

Festivale tanıklık yapamadığım için uzaktan ancak bu kadar değerlendirme yapabildim.

Sürçülisan ettimse affola!

***

Yazmazsam, değinmezsem içimde ukde kalır…

Formata uygun düşmese de gönül ister ki bir gün olsun şehre tahsis edilsin, Büyük Sinema Sanat Merkezi mekân seçilsin, o kısa filmlerden örnekler çocuk ve aile seansı şeklinde gün boyu sahnelensin, akşam ise konser programı Cumhuriyet Meydanında gerçekleşsin.

Bu sayede üniversite-şehir buluşması hayat bulsun.

Atölye çalışmalarında halkın yer almasını beklemek abesle iştigal eyvallah; ama işin eğlence kısmı paylaşılabilirdi pekâlâ.

Şu hâlde şehrin festivali hüviyetine bürünürdü. Etkinlik kampüse sıkıştırılmamış olur, öğrenci-halk kaynaşması vücut bulurdu.

***

Şehrin değil, üniversitenin festivali de olsa emeğin çok büyük olduğunun farkındayım. Yozgat’ın Üniversitesi’ne çok büyük prestij sağladığına eminim. Öğrencilerimiz için bulunmaz bir fırsat doğurduğundan asla kuşku duymuyorum.

Küçük dokundurmalarım muhataplarınca hoş görülecektir.

Akademyaya bu yakışır çünkü.

DİĞER YAZILARI Kazım Arslan meselesi 01-01-1970 03:00 Yozgat’a Devlet Tiyatrosu Sahnesi yakışır 01-01-1970 03:00 At Sineği 01-01-1970 03:00