Hani derler ya dört teker bedeni, iki teker ise ruhu taşır. Bir başka özlü sözde ise bir yerden bir yere gitmek için arabaya binilir, motosiklete binmek için bir yerlere gidilir. Bu sözler gerçekten o kadar anlamlı sözler ki kıymetini sadece bu hobiyle uğraşanlar bilir. Bu yazımda sizlere motosiklet binmenin sadece iki tekerlek üzerinde yolculuk etmek olmadığını aksine motosiklet sürmenin farklı bir felsefesi olduğundan bahsetmek istiyorum.
1867 yılında Fransız mucit Pierre Michaux ve oğlu Ernest Michaux tarafından tasarlan ilk motosiklet tarihsel süreç içerisinde, gelişen teknolojiye bağlı olarak modernize edilerek günümüze kadar ulaştı. Dünya’da teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, motorlu araçların sayısının hızla artış göstermesi, doğaya salınım yapılan karbondioksit ve karbon monoksit gazlarına bağlı olarak egzoz emisyon değerlerinin yükselmesiyle canlıların muhtaç olduğu havayı kirletmesine sebep oldu. Birde ağır kimyasal atıklar, sanayileşmenin getirdiği hava kirliliği, insanoğlunun doğayı tahrip etmesi gibi sayabileceğim daha birçok olumsuzluklar, atmosferin zarar görmesine sebep olurken, küresel ısınmada Dünya’nın büyük bir sorunu haline geldi.
Saydığım bunca olumsuzlukların yanında hızla artış gösteren araç sayılarında kalabalıklaşmaya neden olurken, insanların yirmi dört saatlik bir zamanın çoğunlukla araç içerisinde geçirmelerine neden oldu. Hal böyle olunca insanların bu olumsuzluklarla baş edebilmek için çeşitli arayışlara yönelme ihtiyaçları hasıl oldu. Tüm bu arayışların neticesinde ise daha az yakıt yakan, daha az yer kaplayan ve park etme sorunu olmayan motosiklet kullanımı günümüz dünyasında hızla yayılmaya başladı. Bu artış ile birlikte trafik içerisinde artan araç çeşitliliği, araç sürücülerinin de birbirleri ile uyum içerisinde trafiğin bir parçası olmaları gerektiği bilincini uyandırmaya başladı.
Bu bilinçte olan araç sürücüleri empati yapabilen ve motosikletlerinde tıpkı kendi kullandığı araç gibi bir araç olduğunu, onlarında devletimizin yollarından yararlanma hakları olduğu, motosiklet sürücülerininde vergi verip, zorunlu trafik sigortası yaptırdığı gerçeğini taşıyan araç sürücüleri uyum içerisinde karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde birlikte yaşamanın kültürünü elde ettiler. Bu bilinci taşımayan araç sürücüleri ise maalesef trafiğin ana unsurlarından olan araç ve yaya kavramları arasında, araç denilince sadece kendi bindikleri araç dışında başka araçlara saygı duymamalarına ve bu durum ile birlikte trafik kurallarına, trafik geçiş önceliklerine riayet etmedikleri için kazaların artmasına davetiye çıkarmış oldu.
Sonuç olarak birçok maddi hasarlı, yaralanmalı ve ölümlü kazalar toplumsal barış ve huzurun bozulmasına yol açtı. Tabi ki bu anlattıklarım sadece motosiklet dışındaki araç sürücülerinden kaynaklanan hatalardan ibaret olduğunu asla düşünmeyin. Aynı şekilde artan araç sayıları ve trafik yoğunluğunun olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için motosikletlere yönelen ve kullandığı aracın tıpkı diğer araçlar gibi trafik kurallarına uymak zorunda olduğunu kulak arkası yapan motosiklet sürücülerine de değinmek istiyorum.
Özellikle gıda sektöründe yaşanan hızla gelişimler, kuryecilik alanının da hızla artmasına sebep oldu. Hal öyle bir hale geldi ki gıda üretim merkezlerinden, tüketiciye hızla ulaştırılmak istenen gıdaların adeta birbirleri ile yarışırcasına hızla intikali birçok trafik kural ihlaline sebep olduğunu görmekteyiz. Birde kullandıkları motosikletlere abartılı egzoz takarak, çevre de gürültü kirliliğine sebep olan, insan haklarına saygı göstermeyen sürücülerden de bahsetmesem olmaz değil mi?
İster motosiklet olsun, isterse de otomobil sürücüsü olsun hiç kimsenin insanları rahatsız etmeye bir hakkı olamaz. İnsanların hoşlandığı ve zevk aldığı tüm eylemler, bir başkasının hak ve hukukuna olumsuz bir etkide bulunmadıkça meşru olabilir. Bu gerçekle yola çıkarak hareket ettiğimizde inanın hayatın çok daha güzel, anlamlı ve yaşanılabilir olduğunu göreceğimiz aşikardır. Hazır araçlardan bahsetmişken sıkça rastladığım ve son derece rahatsız olduğum başka bir durumdan da bahsetmek istiyorum.
Özellikle yağmurun yağdığı zamanlarda hemen hemen her yerde karşımıza çıkan araç yollarında ki vidalar, çiviler… Tamirat ve tadilat ile uğraşan herkesin tamirat atıklarının çevreye zarar vermemesi için önlem almasının çok önemli bir görev olduğunu unutmamalıyız. Önlem almadan çevreye bıraktığımız zararlı bir atığın bir başkasının aracına zarar vereceği ve verilen bu zararın sadece maddi bir zarar olmayacağı aynı zamanda bir başkasının zamanının da çalınmasına sebebiyet vereceği hiçbir zaman aklımızdan çıkmaması gerekir diye düşünüyorum. Bu konu da birçok mağduriyet yaşayan birisi olarak kul hakkının sadece birisinin cebinden parasının alınmasından ibaret olmadığını, bir başkasının malına, canına bilerek veya bilmeyerek bir ihmalle zarar vermeninde böyle bir hakkı beraberinde getireceğini hatırlatmak istiyorum.