Üç öküzün hikayesini hemen hemen hepimiz biliriz. Bilmeyen okuyucularım için müsaadenizle bu hikâyeyi anlatmak istiyorum. Otlakların bol olduğu bir ormanda akça, sarı ve kara renklerinde üç öküz yaşarmış. Bu üç öküz o kadar uyumlu bir şekilde yaşarmış ki, ormandaki diğer hayvanlar üç öküzü sürekli olarak kıskanırlarmış. Ormanda diğer hayvanların yaşaması için koca koca alanlar olduğu gibi, bu üç öküze de yetecek kadar geniş otlaklar bulunmaktaymış.
Orman içerisinde bu üç öküze karşı saldırgan davranan hayvanlara karşı, üçü bir arada boynuzlarını düşmana karşı çevirip, düşmana hamle yaptıklarında, düşman bu durumdan dolayı büyük bir korku ile sağa sola dağılırmış. Tabi haliyle orman içerisinde üç öküzün bu birlik ve beraberliğinden otoritesinin kaybolmasından dolayı ormanların kralı aslan son derece rahatsızmış. Üç öküzün bu halinden dolayı orman içerisinde diğer hayvanların hem alay etmesine uğruyor hem de öküzlerin bulunduğu yerde kolayca avlanamıyormuş. Bu can sıkıcı durum için aslan düşünmüş, taşınmış ne yapabilirim derken aklına kurnazca bir fikir gelmiş ve fikrini uygulamaya karar vermiş.
Günlerce üç öküzün birbirinden ayrılacağı anı yakalayabilmek için gözlemler yapmış. Tam da bu gözlemleri yaptığı bir gün sarı öküzün otlakların daha ilerisinde olduğunu görür görmez, diğer iki öküzün yanına gelmiş ve şu sözleri dile getirmiş. “Saygıdeğer öküz arkadaşlar, ben sizinle artık dost olmaya karar verdim. Düşmanlık yapmanın ne size bir faydası var ne de bana bir faydası var. Gelin hep birlikte dost olalım, bende sizlerle birlikte sizin gücünüzün yetmediği alanlarda düşmana korku veririm. Bu şekilde daha mutlu bir hayatı orman içerisinde yaşayabiliriz. Ancak şu ileride ki sarı öküz kardeşimizin tüyleri o kadar çok parlak ve gösterişli ki bu haliyle başka düşmanları cezbettiğinden hiçbir zaman güvende bir şekilde yaşayamayız. Onu aramızdan kovalım. Ya da boş yere aramızdan kovmaktansa ben onu yiyeyim. Hem de bu şekilde yemek ihtiyacımı da uzun bir süre karşılamış olurum.” Demiş. Diğer öküzler ilk bakışta bu durumu şiddetle ret etseler de kendi aralarında kısa bir istişareden sonra aslanın bu teklifini kabul etmeye karar verirler. Aslan tabi ki öküzlerin bu kararından dolayı çok mutlu olur ve sarı öküzü güzel bir şekilde midesine indirir. Tabi her şey burada bitmez.
Ormanlar kralı aslan, akça öküz ve siyah öküz, birlikte gezmeye devam ettikleri bir gün yine siyah öküz otlanırken farkında olmadan gruptan ayrılarak az öteye gittiği bir anda, aslan beyaz öküzün yanına gelerek; “beyaz öküz kardeş, sende çok iyi biliyorsun ki bu insan oğlu yüzünden sürekli otlakların alanları daralmaya başladı. Bu durum böyle giderse otlaklar daha da daralacak ve sana da siyah öküze de yetmeyecek. Ben senin yerinde olsam siyah öküzü gruptan kovarım. Hem bu şekilde tüm otlaklar sana kalır ve doya doya otlanırsın. İkimiz birlikte çok daha iyi bir arkadaş olabiliriz ve aramıza kimse giremez. Eğer teklifimi kabul edersen, ben günlerdir avlanamadım. O yüzden çok açım ben siyah öküzü yiyeyim. Hem de açlığımı gidermiş olurum.” Demiş. Aslanın bu teklifi önceki teklifte olduğu gibi yine beyaz öküzü cezbetmiş ve aç gözlü davranarak aslanın bu teklifini kabul etmiş. Aslan ise afiyetle siyah öküzü midesine indirivermiş. Daha sonra ne mi olmuş? Aslan beyaz öküzün yanına gelerek; “artık seni yemek için bir bahane, yalan uydurmama gerek var mı zannediyorsun?” diyerek son öküz olarak kalan beyaz öküzü de midesine bir güzel indirivermiş.
Yukarıdaki hikâye aslında günümüzün bir özetini anlatıyor. Toplumsal hayat içerisinde hepimiz yaptığımız işlerde ve görevlerde hep en doğruyu, en iyiyi hatta en ideal olanı yapmayı amaç ediniriz. Bunun üzerine yaptığımız tartışmalarda bile uzun uzun cümleler kurar tabiri caizse mangalda kül bırakmayız. Ancak karşılaştığımız durumlarda ne hikmetse hep kolay olanı tercih ederiz. Kolay olanda genel olarak bizleri yanlışlara götürür. Çünkü kolay olan tercih her zaman daha az yorucudur ve bu haliyle kişiler için en az risk içerir. Hal böyle olunca da doğru bildiğimiz her şeyin yerini zamanla yanlışlara bırakması da kaçınılmaz olmaktadır. Burada bizlere çok büyük görevler düşmektedir.
Yolumuzun uzun ve meşakkatli olduğu gerçeğiyle üzerlerimize düşen görevleri uygularken tercihlerimizi hep zor olandan yana kullanmamız bizleri başarıya götürecektir. Bütün bunları yaparken de birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemiz ve doğruda birleşerek hiçbir şekilde ayrışmamamız gerekmektedir. Bizler bu birlik ve beraberlik şuuruyla hareket ettikçe, şanlı tarihimizde olduğu gibi üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk olmayacaktır. Özellikle içerisinde bulunduğumuz coğrafya da hiç bitmeyen savaşlar ve çatışma ortamlarının özellikle oluşturulmaya çalışılması bizlerin birlik ve beraberlik üzerinde birleşmememizi daha zorunlu hale getirdiğini görmekteyiz.
Unutmayalım ki bizler toplumda yaşayan bireyler olarak, karşılaştığımız olay ve durumlar karşısında yaptığımız davranışlar, bizden sonraki nesillere de bir örnek teşkil edecektir. Toplumsal kimliklerin oluşabilmesinde nasıl bizden önce yaşayan atalarımızca bizlere miras bırakılan normlar varsa, aynı şekilde bizlerin bugünkü yaşam kültürümüzde bizden sonraki nesillere miras olarak kalacaktır. Aslında bu noktada işimizin çok kolay olduğunu düşünen birisiyim. Sadece şanlı tarihimize bile bir göz atabilirsek, orada bizler için çok büyük derslerin olduğunu görmemiz hiç te zor olmasa gerek. Kendi bilgi, görgü ve yorumlarımıza dayalı bir hayat yaşama anlayışı değil de devletimizin bizler için koyduğu kurallar ve esaslara uygun olarak bir yaşamı hayatımızın merkezine alabilirsek, sana, bana, ona göre değişebilen bir hayat tarzı değil ortak bir noktada birleşebilen güçlü bir toplum yapısı ile Devlet olarak başaramayacağımız hiçbir başarı, aşamayacağımız hiçbir engel olmayacaktır. Yeter ki buna öncelikle bizler inanalım ve birey olarak değişime öncelikle kendimizden başlayalım. Gördüğümüz olumsuz örnekler karşısında “nasıl olsa herkes bunu yapıyor. Ben neden yapmayayım” anlayışı ile hareket etmeden vicdanımızın devrede olduğu otokontrol sistemiyle atacağımız adımların hepimizin menfaatine olacağı aşikardır.
Birlik ve beraberliğimizin hiçbir zaman bozulmaması temennisiyle sağlıcakla kalın diyorum.
ASIL MESELE DOĞRULARDA BİRLEŞEBİLMEK...
Üç öküzün hikayesini hemen hemen hepimiz biliriz. Bilmeyen okuyucularım için müsaadenizle bu hikâyeyi anlatmak istiyorum. Otlakların bol olduğu bir ormanda akça, sarı ve kara renklerinde üç öküz yaşarmış.
YORUMLAR

