ZARARLI ALIŞKANLIK VE BAĞIMLILIĞA KARŞI YAPABİLECEKLERİMİZ
İçerisinde bulunduğumuz 21. Yüzyılın bizler için saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok olumlu getirilerinin yanında, bir o kadar da fazla olumsuz getirilerinin olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu olumsuz getiriler maalesef o kadar çok ki, bir yandan çocuklarımızı bunlardan korumaya çalışırken; bir yandan da yeni yeni türeyen başka olumsuzluklarla mücadele etmekten kendimize zaman ayıramaz duruma düştük. Zararlı alışkanlıklardan kurtulabilmenin yollarını sizlere anlatmaya çalışırken, günümüz teknolojisinde bu konuda işimizin ne kadar zor olduğunu belirtebilmek için eski zamanlarla bir kıyaslama yapmak amacıyla şöyle bir eski zamanlara gidelim istiyorum. Tabi eski zamanlar derken kırklı yaşlarda olduğumdan dolayı benim için kendimi tanımaya başladığım, hayatı acısıyla, tatlısıyla kısacası farklı renkleriyle zevk aldığım 90’lı yıllardan bahsetmek istiyorum.
O yıllarda teknoloji şimdiki kadar ileri seviyelerde değildi. Kompakt diskli kaset çalarların henüz yaygınlaşmaya başladığı, televizyon kanallarının az sayıda olduğu ancak daha geniş kitleyi etkileyen programların olduğu, çekim alanında dinlenilebilecek bir radyo frekansı aradığımız işte o günler... Şöyle bir düşünüyorum da aslında hayatın anlamını ve yaratılış gayemizi en çok idrak edebildiğimiz günlerdi. Zararlı ile zararsız arasındaki çizginin daha keskin olduğu o zamanlarda, ailelerimiz bizleri hiç tereddüt etmeden sokağa çıkmamıza izin verir, hatta bazen ipin ucunu kaçırarak gece geç saatlere kadar oyunlar oynardık. Zamanın çabucak geçtiğini annemizin evlerimizin camlarından bize “eve gel, geç oldu” şeklinde seslenmelerinden anlardık. İşte o zamanlar olumsuz diyebileceğiz tüm kötü şeyler çok fazla yayılmadan, sağ duyulu bir yakınımızın işi ele almasıyla birlikte kontrol edilerek önlenebilirdi. Üstelik zararlı alışkanlık çeşitliliği de sınırlıydı.
Şimdi gel gelelim bu günlerimize… Gelişen teknolojik yapı ile birlikte konfor alanımızın genişlemesi sebebiyle hayattaki beklentilerimizin de o oranda en üst seviyelere çıkmasına sebep oldu. Bu haliyle üzülerek söylüyorum, insanoğlu hiçbir şeyden yetinemez hale gelerek, kendisine ne sunulduysa hep biraz daha fazlasını istemesini beraberinde getirdi. Bu durum öyle bir hal aldı ki işin içerisinden çıkılamayacak kadar rayından çıktı. İstekler ve ihtiyaçlar birbirinden bağımsız olarak hareket etmeye başlayınca doğal olarak tüm insanlarda da doyumsuzluklar baş göstermeye başladı. Bu doyumsuzluklar yüzünden, mutluluk insanların elinin altında iken mutluluğun başka alanlarda aranmasına sebep oldu. Bu arayışlar tabi ki beraberinde birçok yanlışların da gelmesine sebep oldu.
Günümüzde karşılaştığımız pek çok sorunun köküne indiğimizde bu sorunların temelinde elimizdeki imkanların farkında olmadan, mutluluğu hep başka alanlarda aramaktan kaynaklandığına şahit olmaktayız. Karşılaştığımız sorunların çözümünde ise tüm sıkıntı ve güçlüklerle yüzleşerek, onların üstesinden gelebilme iradesini gösterebilmek yerine çareyi geçici olarak sorunların baskılanması yöntem ve tekniklerini uygulamak hepimiz için en kolay yoldur. Kimi insanlar çareyi sözünü ettiğim geçici olarak baskılama, unutma yolunu tercih ederken; kimi insanlarda bu ruh halinden uzaklaşabilmek için zararlı alışkanlıkları tercih ettiklerini maalesef sıklıkla görmekteyiz.
Peki ucu bucağı olmayan bu zararlı alışkanlıklar kavramı denilince akıllarımıza neler geliyor? Öncelikle bu kavramın ne ifade ettiğini açıklamak istiyorum. Zararlı alışkanlık, insanların her türlü açıdan sağlığını tehdit eden, aynı zamanda zararları insanlar tarafından bilindiği halde vazgeçilmesi zor olan alışkanlıklar için kullanılan bir kavramdır. Alışkanlıklar, genel olarak insanların güçlü iradelerine bağlı olarak, istenildiği zamanlarda ortadan kaldırılabilen eylemler iken, bağımlılıklar insanların özgürlüklerini kısıtlaması ve vazgeçilmesi yönünden alışkanlıklara göre çok daha zor olan, hatta çoğunlukla uzman kişilerin destek ve yardımlarıyla üstesinden gelinebilecek eylemleri ifade etmektedir. Buradan şunu anlıyoruz değiştirmemiz gereken olumsuz alışkanlıklarımızın, bağımlılığa dönüşmesini beklemeden zamanında alacağımız ufak tedbirlerle pek çok sorunun önüne geçebiliriz.
İnternet ve sosyal medya bağımlılığı, oyun oynama ve kumar bağımlılığı, içki, sigara ve uyuşturucu madde bağımlılıkları gibi daha pek çok sayabileceğim bağımlılıklarla sosyal çevremizin her alanında karşılaşmaktayız. Bu gerçekle hareket ederek, kendimizi, ailemizi ve en önemlisi çocuklarımızı zararlı alışkanlık ve bağımlılıklara karşı korumak için öncelikle bizleri nasıl bir tehlikenin beklediğinin farkında olmamız noktasında bilinçlenmemiz gerekmektedir. Özellikle çocuklarımızı, okul öncesi dönem de dahil olmak üzere ilkokul, ortaokul ve lise çağlarında sıkı bir takibe almamız, önleyici tedbirler bakımından son derece faydalı olacaktır.
Otoriter bir ebeveyn aile yapısıyla hareket ederek, çocuklarımızın yaptıkları her yanlışta aşırı korumacı bir tavırla, sert yaklaşımlarda bulunmak, çocuklarımızın her yaptığı yanlışta yanlışını gizleyebilmek için farklı yollara başvurmasını sağlayacaktır. Öncelikle her insanın hata yapabileceğini kabul ederek sorunun çözümüne başlamalıyız. Bu şekilde çocuklarımızın çok rahat bir şekilde bizlere ulaşıp, sıkıntılarını paylaşması ile birlikte sağlıklı bir çözümün parçası haline geldiğimizi göreceğiz. Bunların dışında daha çok sorgulayıcı, suçlayıcı ve aşağılayıcı hal ve tavırlarımız çocuklarımızın bizlerden uzaklaşmasına sebep olacaktır. Bu sefer de çareyi bizlerin dışındaki insanlara sığınarak bulmaya çalışmaları kaçınılmaz olacaktır. Dışarıdaki insanları kontrol etmek ise bizler için neredeyse imkânsız bir eylem olacağını aklımızdan çıkarmadan, çocuklarımızın evden uzaklaşmasını önlemek için çok küçük yaşlardan itibaren önlemler almalıyız. Onları ne kadar çok önemsediğimizi gösterebilmek için aile bireyleri olarak hep birlikte kaliteli zaman planlamaları yapmalıyız.
Hayatın bütününün kurallardan ibaret olduğu mantığıyla, hayatı disiplinize edebilmek üzere koyduğumuz kuralları tek taraflı dayatmacı bir yaklaşımla değil; aile bireyleri olarak hep birlikte neden sonuç odaklı bir yaklaşımla hareket ederek doğruyu onların bulmasını sağlamak, kuralların uygulanabilirliği ve kalıcılığı açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle toplumsal yaşamın döngüsü içerisinde, yaşayan tüm insanların kendi çizgilerinin olduğunu ve bu çizgiler içerisinde yaşamak istemelerinin onların en doğal hakkı olduğunu çocuklarımıza hissettirmeliyiz.

