BU PLAKA YERLİ, SIRTI TERLİ
Bir süredir kamuoyunu meşgul eden APP plakalarla ilgili yeni düzenleme gündemde. Düzenlemenin içeriği hakkında çok şey konuşuldu. Sosyal medyada binlerce video dolaşıyor, herkes konuyu kendi açısından yorumluyor.
Ben ise meseleye biraz farklı bir yerden bakmak istiyorum.
Kanun…
Düzenleme…
Zaten yeterince karışık olan kafaları daha da karıştırmanın bir anlamı yok.
Sorunun özü şu, canı sıkılan bürokrasi zaman zaman böyle tuhaf açılımlar yapabiliyor. Hatırlarsanız bir dönem şahsi araçlarda sigara içme yasağı gündeme gelmişti. “Bundan daha tuhafı olmaz” demiştik ama görünen o ki olabiliyormuş.
Standartları belirlenmiş bir kuralın uygulamada nasıl parmak izleri gibi birbirini tutmadığını bugün bir kez daha görüyoruz. Mühürsüz ya da sonradan modifiye edilmiş plakaların bir iç güvenlik meselesi olarak ele alınması, olası terör ve sahtecilikleri önleme açısından elbette kıymetlidir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak burada asıl mesele planlamanın ne kadar kötü yapıldığıdır.
Plakalar, Şoförler Cemiyeti aracılığıyla vatandaşa veriliyor. Fakat ortaya çıkan tabloda hesap sorulan taraf cemiyetler değil, doğrudan vatandaş oluyor. Oysa işin garip tarafı şu, Bu cemiyetlerin verdiği plakaların bazıları zaten belirlenen standartların dışında.
Sokakta dikkatlice bakarsanız görürsünüz. Birçok cemiyet plaka üzerindeki rakam ve harfleri kalın yazı karakteriyle vatandaşa teslim etmiş durumda. Vatandaş da doğal olarak yetkili merciden aldığı plakayı kullanıyor. Fakat şimdi aynı vatandaş yüksek miktarlarda cezalara maruz kalma riskiyle karşı karşıya.
Ortaya çıkan mağduriyetlerin farkına varan Emniyet teşkilatı ise Nisan ayına kadar uyarı ve rehberlik süreci başlatacağını açıkladı.
Ancak vatandaşın tedirginliği devam ediyor.
Özellikle ikinci el araç sahipleri için durum daha da belirsiz. Araç alınırken plaka değişmemişse, mevcut plakanın standartlara uygun olup olmadığını vatandaşın kendi başına anlaması neredeyse imkansız.
Bakanlık değişimine denk gelen bu düzenleme, bazı bürokratların deyim yerindeyse kendi kalesine gol atması gibi yorumlanıyor.
Oysa mesele oldukça basit bir mantıkla çözülebilir.
Ramazan ayında yapılan bu düzenlemenin muhatabı vatandaş değil, doğrudan cemiyetler olmalıdır. Sonradan kullanıcı tarafından değiştirilmiş plakalar elbette ayrı bir konudur. Ancak başlangıçtan itibaren hatalı basılmış plakaların maddi ve manevi sorumluluğu da bu plakaları vatandaşa veren cemiyetlere ait olmalıdır.
Sonuçta bürokratların görevi vatandaşla devlet arasında köprü kurmaktır.
Köprü olmak yerine yükü vatandaşın sırtına bırakmak ise ne adalet duygusunu güçlendirir ne de devlete olan güveni.
Bu yüzden böyle düzenlemelerde daha titiz, daha planlı ve daha adil bir yaklaşım şarttır.